Kara kaplı defterden gelen mıntıka temizliği

2006 yılında Emniyet Amiri rütbesi ile Ardahan/Posof İlçe Emniyet Müdürlüğü görevini yürütürken, savcının sonradan “Vallahi klasörler çok uzundu, okuyamadım ama Ardahan’daki polisler senin çok kötü biri olduğunu ve mutlaka tutuklanman gerektiğini söylediler” dediği bir iddianame ile tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildiğim gün benim hayatımda dönüm noktası olmuştu.

O gün çok sevdiğim ve hayatımda büyük yer tutan mesleğimden ayrılmaya karar vermiştim. Bana yapılanları kaldıramazdım.

Sonradan mahkeme esnasında görüldü ki o klasörlerde benim ile ilgili tek bir kelime dahi geçmiyordu! O gün bu kumpası kuranların bir kısmı bugün cezaevinde veya meslekten ihraç oldu.

TAŞIN ALTINDAN FETÖ ÇIKTI

Yaşadığım hayal kırıklığı ve öfke çok büyüktü. Neden ve kim tarafından kurban seçilmiştim? Yıllar sonra gördüm ki aslında o dönemde benzer duruma düşürülen sadece ben değildim. Bir “kara kaplı defterde” kaydı olanlar o dönemde uydurma soruşturmalar ile benzer şekilde istifaya veya emekliliğe zorlanmıştı! O dönemde meslekten ayrılanların büyük bir kısmının bugün iş insanı veya çok büyük şirketlerde önemli görevlerde çalışan üst düzey yöneticiler olduğunu daha önceki yazılarımda aktarmıştım. Emniyetten özel sektöre büyük bir nitelikli insan/beyin göçü yaşanmıştı.

Sonradan ortay çıktı ki bir dönem ne isterse alan FETÖ’cüler, Emniyette kendilerince bir “temizlik” yapmışlardı. Bunun daha büyük bir operasyonun bir parçası olduğu ise daha sonra anlaşıldı.

FETULLAHÇILAR’A NE OLMUŞTU?

Bugün kamuoyunun yakından tanıdığı, cezaevinde yatan veya firarda olan polis kökenli FETÖ’cülerle bizim aynı yatılı okulda tam 8 yıl birlikte okumaktan kaynaklanan farklı bir hukukumuz vardır. Çünkü yıllarca aynı sırayı, aynı yatakhaneyi ve aynı yemekhaneyi paylaştık; aynı havayı soluduk. Bazıları ile dünya görüşleri arada olmaksızın arkadaştık.

Kendi yaşadıklarıma bir anlam vermeye çalışırken zaman içinde büyük resmi görmüştüm. Hazırlanan bir süreç vardı ve bu süreçte yapılacak hukuksuzlukları görmeyecek ve hatta bizzat ifa edecek adanmış, inanmış ve asla sorgulamayan kişiler görev almalıydı. Bizler sonradan ortaya çıkacak olan bu yasa dışı işlere razı gelmeyeceğimiz gibi engel de olabilirdik!

İşte bu yüzden önceden bir “mıntıka temizliği” yapılmış ve yoldaki “taşlar” temizlenmişti!

Emniyette gizli bir el tarafından yıllarca korunan, yurtdışına eğitime gönderilen, her zaman en ballı görevlerde çalışan Fethullahçılar için ise geri ödeme zamanı gelmişti!

“HAPSE GİRECEKSİNİZ!”

Ergenekon, Balyoz, MİT operasyonu, Kozmik Oda gibi operasyonlar hukuk mantığına uymayan bir şekilde hızla ardı ardına yağıyordu. Uydurma deliller ve medya manipülasyonu ile devletin önemli kurumları tek tek operasyona uğruyordu. Bildiğimiz devlet yapısı bir el tarafından hızla değiştiriliyordu!

Milletin güvendiği anlı şanlı isimlerin bazıları ise ya susuyor ya da mevcut değirmene su taşıyordu!

İşte tam da bu günlerde görüşebildiğim bazı Fethullahçı arkadaşlarıma, bir operasyonun parçası olduklarını, yanlış ve hukuksuz işler yaptıklarını ve bu yüzden bir gün mutlaka hapse gireceklerini söylüyordum.

Tabii ki o güç zehirlenmesi, kibir ve artık yollarımızın çok ayrı olduğunu yüzümüze vuran öfke dolu bakışlar ile bizi dinlemek bir yana daha da düşman oldular. Şu artık çok netti ki, zaten hiçbir zaman yakın olmasak da biz artık aynı yatılı okulda, aynı havayı soluyan arkadaşlar değildik!

Ama tabii ki zaman beni haklı çıkardı: Bugün o arkadaşlarımızdan bazıları cezaevinde, bazıları firarda, birçoğu ihraç oldu ve hatta bazıları da yaşadıkları strese dayanamayıp geçirdikleri hastalıklar sonucunda vefat ettiler.

O gün kazanan taraftaydılar ama orta vadede kaybettiler ve bize yaptıkları gibi, onların da hayatları savruldu.

Karma, her zamanki gibi işledi!

Bekledikleri o uzun vadeye ise zannettiklerinin veya verilen vaatlerin aksine, hiç birimizin ömrü yetmez!

SİYASETE YAKINLIK BÜROKRASİYİ HIRPALAR

Bazen içinde yaşadığı ortam insanın körleşmesine, ortamdaki havaya uymasına, yanlış işlere ses çıkarmamasına ve daha da kötüsü alet veya ortak olmasına yol açabilir.

Ama insan önce kendine ve ailesine karşı sorumlu olmalıdır. Bugün oraya buraya dağılmış, zorluklar içinde hayat mücadelesi veren, verilen sözler üzerine yurt dışına kaçmak isterken eziyet çeken ve hatta hayatlarını kaybeden aileler, maalesef aile reislerinin o günkü kibir ve aymazlığının bir sonucudur.

Daha önceki bir yazımda da yazdığım gibi siyasetin amacı bürokrasi üzerinden kendi ajandasını uygulamaktır. Bürokrasiyi kullanıp, hatta manipüle edip istediğini almak ister. Burada gücünü ve yetkisini Anayasa ve kanunlardan alan bürokratların bu çizgi dışına çıkmaması esastır.

Bugün dahi görülen, bürokrasi tarafından yapılan bazı itibar suikastlarının, görev tanımının dışına çıkan uygulamaların veya yapılan haksızlıkların kendini siyasetin şehvetine kaptırmış olmaktan kaynaklandığını düşünüyorum.

Mesela Amerikalıların dilimize kazandırdığı “yargısal taciz” terimi demokrasimiz için bir ayıptan fazlasıdır. Çünkü sonucunda birçok insanın hayatı hiç hak etmediği halde oradan oraya savrulmaktadır.

Siyasetçiler aynı kalsa bile, siyaset bir gün kendini yenileyecek; bürokratlar için “korunaklı” sanılan koltuklar mutlaka el değiştirecektir.

Şunu yine söylemek zorundayım:
Kamu hizmetinin neresinde görev almış olursa olsun, hukuksuz ve etik dışı iş yapanlar için bugün değilse bile bir gün hesap verme günü mutlaka gelecektir.

Feramuz Erdin

Yorum yapın